31 Ara

Geri sayım başladı… Mayalara “hadi ordan” deyip yeni bir seneye adım atıyoruz. Yeni yıl listeleri yapanlardan mısınız?

IMG_1605

Evimizin yorgun Noel Babası

Dostoyevski’ler bitecek, daha az kırmızı şarap içilecek, tiyatroya daha sık gidilecek, Taylor Swift’in “We Are Never Ever Getting Back Together” şarkısını dinlemeyi bırakıp uygulamaya geçilecek, CV düzenlenecek ve döner sandalyede havalı bir pozla dönerek, patrona, “Hani o hiç hakkını vermeden saatlerce çalıştırdığın, bir teşekkür bile etmediğin zavallı kız var ya, onu her sene Maldivlere götürecek işi kaptı ha! ha!” denilecek, dantelli ve uyumlu iç çamaşırlar giyilecek, spor hayatın vazgeçilmezi olacak, televizyon daha az izlenecek, manikürsüz asla gezilmeyecek, içinde olmaktan hoşlanmadığın hiçbir yerde ve beraber olmaktan keyif almadığın hiçbir kimseyle o-lun-ma-ya-cak!!!

“Utanç Yürüyüşü” nedir bilir misiniz?

20 Ara

Esas oğlan ve esas kız bir yılbaşı partisinde tanışırlar. Bakışmalar, gülüşmeler, o sırada çok anlamlı gelen ama ertesi gün düşünüldüğünde insana içkiyi bıraktırtacak flörtöz sözler vs. Gecenin sonunda esas kız (ki birazdan anlaşılacağı üzere kendisini Türkan Şoray asla oynayamaz), hafif bir nazlanmayla esas oğlanın evine gider. Olaylar gelişir… Günün ilk ışıkları ile kendine gelen esas kız sürünerek banyoya gider. Aynada karşılaştığı yüz karşısında sessiz bir çığlık atar. Esas oğlan ayılıp da onu bu haliyle görmeden, oradan hemen kaçmalıdır. Alelacele toparlanıp, hâlâ horul horul uyuyan esas oğlanla gizemli bir vedalaşma sahnesi çeker ve evden çıkar. Sokakta günlük işlerini halleden insanların arasından gece kıyafeti, topuklu ayakkabıları, akmış rimeli ve kuş yuvasını andıran saçları ile ilerler. Ve işte o an, esas kızın “utanç yürüyüşü” başlar.

suzan kazlow

Walk of Shame

Yılbaşı yaklaşırken, “Ne giyeceğim?” telaşı sardı mı sizi de? İşlerin tavan yaptığı bu dönemde vakit yaratıp mağaza dolaşmak ayrı bir dert, hele bugünkü gibi fırtınalı, karlı, buzzz gibi bir havada. “Amaaan nasıl olsa giyebileceğim bir siyah elbisem vardır…” inancıyla direnç gösteriyorum. Ama yaklaşmakta olan senaryoyu da bal gibi biliyorum: Son gün gelir, herkesin özenip yeni bir şeyler aldığını öğrenince, içimi bir pişmanlık kaplar. En yakındaki mağazalara koşup, karşıma ilk çıkan şeyi alırım. Ama panikle seçtiğim bu kıyafet de yılbaşından sonra bir daha hiç giyilmeyenlerin arasında yerini alır.

Harvey Nichols’ın 2011 yılında çıkardığı bu reklam, yeni yıla az bir zaman kalmışken, belki hepimize silkelenip kendimize özen göstermemiz için gerekli motivasyonu verir…

Hindistan Foto Günlükleri – 2

14 Ara

IMG_4570

Hindistan ile ilgili bir yazı, dans eden kobra görüntüsü olmadan eksik kalırdı 🙂

Jaipur, artık klimalara teslim olup faranjit olduğum ve Hintli bir doktor tarafından tedavi edilme macerasını da yaşadığım yer olarak ömür boyu anılarıma kazındı. Antibiyotiklerle bir filin tepesinde çıktığım Amber Kalesi de, benimle aynı zamanlarda tatil yapma talihsizliğinde bulunan diğer turistlerin hafızalarına kazındı. Zira tüm hayatımı fil üstünde geçirmişçesine adama işini öğretmeye kalktım (Yavaş git, ortadan git, yapma file öyle bozulacak…) ve bildiğim bütün duaları yüksek sesle saydım.

IMG_4509

Birazdan o uzakta giden fillerden birinin üstünde oturacak olmanın panik atakları ile çekilmiş bir kare. Fotoğrafların hepsi üstüne tıklayınca büyüyor.

IMG_4522

IMG_4600

IMG_4612

IMG_4630

IMG_4633

Öğle yemeği veya çay içmek için gidebileceğiniz Rambagh Palace ise rüya gibi bir otel.

IMG_4670

IMG_4676

Agra yolunda gezdiğimiz Fatehpur Sikri, Moğol İmparatoru Akbar’ın kurduğu, ancak 12 yıl sonra su sıkıntısı yüzünden terk ettiği büyüleyici bir hayalet şehir.

IMG_1455

IMG_1467

IMG_1457

Haftaya Taj Mahal…

Hindistan Foto Günlükleri – 1

11 Ara

Genelde yeni bir ülkeye gittiğinizde, geleneksel kıyafetleri içinde birini görürseniz, beraber fotoğraf çektirmek için rica minnet o kişiyi ikna etmeye çalışırsınız, di mi? Çin’de insanlardan neredeyse dayak yiyecekken, burada onların benimle fotoğraf çektirmek istediklerini görünce şok geçirdim. Şu anda yüzlerce Hintlinin facebook albümlerinde sırıtan bir resmimin olmasının haklı gururunu yaşıyorum. Muhtemelen bazılarının çok yakın arkadaşı, bazılarının ise peşinden onca yolu tepen sevgilisiyim.

Hindistan ile ilgili internette milyonlarca bilgi var. Bu yüzden az yazı, bol fotoğraf koymaya karar verdim. Resimlerin hepsi üstüne tıklayınca büyüyor. Umarım gününüze renk katarlar 🙂

Kutup Minaresi

Delhi’de ilk gün gezdiğimiz yerlerden en çok zihnime kazınanlar: Müslümanların Delhi’deki son Hindu kralını yenmesi şerefine 1193 yılında yapılan ve yüksekliği 73 metre olan Kutub Minaresi ve hemen yanındaki Hindistan’da yapılan ilk cami olan Kuvvet-ül İslam Camisi.

IMG_4262

Gandhi için yapılan anıt mezar Raj Ghat insanı sadeliği ile büyülüyor.

IMG_4349

Ertesi gün ise Hindistan’ın en büyük camisi olan Cuma Mescid’e gittik. Meşhur Taj Mahal’in beyaz atlı jönü Şah Cihan tarafından yaptırılan bu camiye girdiğinizde, karşınıza 25 bin kişinin namaz kılabileceği devasa bir avlu çıkıyor ve işte o an, nefesiniz kesiliyor.

IMG_4297

Cuma Mescid

IMG_4320

IMG_4313

IMG_4324

Camiden çıkınca, büyük bir heyecanla rikşa’lara bindik ve Chawri Pazar Yolu’nun daracık, hareketli sokaklarına daldık. Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır derler ya hani, ben de burada tek tek karşılaştığımız bütün “kokulu” anları anlatmak yerine gidin kendiniz ilk elden tecrübe edin derim.

IMG_4594

Bir adet rikşa

Delhi ile ilgili birkaç not:

  1. Akşam yemek yediğimiz yerlerden birini mutlaka ve mutlaka tavsiye ediyorum: Bukhara. Boynunuza kocaman bir önlük bağlıyorsunuz ve dünyanın en lezzetli yemeklerini elle yiyorsunuz.
  2. Vaktiniz olursa, Modern Sanat Müzesi’ni tavsiye ederim. Ama maalesef kötü aydınlatma ve yetersiz açıklamaları ile çoğu kapalı olan toz içindeki Ulusal Müze tam bir düş kırıklığıydı.

IMG_4388

IMG_4395

IMG_4387

Göller şehri Udaipur, balayı için biçilmiş kaftan. Damat adayınız yok ise, dünyanın en eski hanedanlarından Mewar kraliyet ailesinin halihazırda bekar bir oğlu var. Udaipur prensesi olmak işten bile değil.

Lakshyaraj Singh Mewar isimli bu boz delikanlının ailesine ait olan Şehir Sarayı rüya gibi. Benden söylemesi…

IMG_4449

IMG_4450

Udaipur’da fotoğraf çekerek ve zırt pırt yanından geçen arabalardan korunarak gezdiğimiz sokak araları tatilin en keyifli bölümüydü.

IMG_4477

IMG_4482

IMG_4489

IMG_4497

Bu karanlık Cuma gününe dur diyorum!

7 Ara

Hindistan yazısını daha bitiremezken, yılbaşı ağacını hâlâ kuramazken, Mariah Carey’i bir türlü sevemezken… Bu video niye?

Şöyle: Bir kere acayip moral veriyor, hemen yeni yıl havasına giriyorsunuz. Sonra gözlerinizin içine bakarak, “Yeni yılda tek istediğim sensin” diyen bir Jimmy Fallon var 🙂 Eğer Mariah’nın karpuzlarından görebilirseniz, insanın yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştiren çocuklar var…

Sonuç olarak, yeni yıl şenliklerini bu şarkı ile resmi olarak başlatıyorum!

Yeni idolüm

30 Kas

Artık ne George, ne Brad, ne Justin, ne de Michael Fassbender (Sedo sana diyorum)… Rüyalarımızı süsleyen tek bir erkek var. Bunca yıldır nasıl kendisiyle tanışamadık bilmiyorum, bizim ayıbımız. Hindistan gezimi, sırf bu keşfim için hiçbir şeye değişmem. Karşınızda Akshay Kumar

Gangnam’ın pabucunu dama atar mı atar. Seyredin, seyrettirin, sırf kendinize saklayarak bencillik yapmayın 🙂

Uçuyorum ama Şıkım!

28 Kas

Hiç hak edilmemiş bir tatilden yeni döndüm. Rezervasyonlar neredeyse bir sene öncesinden yapılmıştı. Nereden bilebilirdim iş-güç anlamında bu kadar hassas bir döneme denk geleceğini ve vicdanen kıvranacağımı. Sonuç itibariyle; Gittim, Gördüm, Yedim. Sevgili seyahat arkadaşım Diana, dün gönderdiği mailinde hiç kilo almadığını müjdeliyordu. Benim bu konuda kesin bir kanıya varmam zor. Zira yaklaşık 5 sene önce, evdeki tartı aletini elimden yanlışlıkla düşürüp kırmıştım 🙂  Yeni bir tane almayı da hem onun anısına yapılan bir saygısızlık, hem de ruhsal sağlığım açısından bir darbe olarak gördüğüm için reddettim. Bunun yerine ölçü olarak aldığım, inanılmaz derecede güvenilir sonuçlar veren bir kotum var -ki kendisi şu anda tadilatta.

Tam tatile gitmeden önce, Refinery29 sitesi nasıl şık seyahat edilebileceği ile ilgili tüyolar verdi. “İşte aradığım motivasyon bu!” diye içimden geçirdim. Ben de Miranda Kerr misali uçakta bir kuğu gibi seyahat etmek istiyordum -havasızlıktan yüzümde çıkan sivilceler ve sarhoşluktan kaynaklanan aptal bir gülümseme ile değil. Ama maalesef tarih tekerrürden ibaretmiş…

Ben yapamadım, ama belki siz muvaffak olursunuz diye “devrim niteliğindeki” bu listeyi siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum:

İlk olarak, bir ömür boyu kullanacağınız şık bir valiz alın deniyor ve Stella McCartney’den nadide bir parça ile bu durum örneklendiriliyor.

Net-a-Porter

Ben bu tavsiyeyi aslında 10 yıl kadar önce tatbik etmiştim. Kipling’den o zamanki yaşıma paralel olan zekâmla alttaki valizi almıştım. Gerçekten çok sağlam, 2 ömür gider. Bence şıklıkta da yarışır, kırmayın kalbini.

Güvenlikten geçerken kolay çıkabilsin diye, yandan fermuarlı topuklu bir bot tercih edin demişler. Yazarları üstün öngörülerinden ötürü alkışlıyorum ama ben bu maddeyi gideceğiniz yerin havasına göre babet, Converse veya spor ayakkabı giyin olarak değiştiriyorum.

İşte her şeyle uyacak klasik bir Repetto. Cüneyt Özdemir haricinde itirazı olan var mı? Kıyafet de ise ipek pantolon! öneriyorlar. Bunlar herhalde hiç terlemiyor? O kadar saat oturunca, o pantolonun terden hem rengi hem de şekli gider. Mis gibi tayt veya eşofman altı varken…

J.Crew

Güneş gözlüğü ile ilgili maddeyi ise zırt diye geçiyorum. Ne alaka? Uçakta bir anda kavga çıktı da gözüm mü morardı? Sonuç olarak, bir tek battaniye hizmeti görecek bir şal alınması kısmına katılıyorum, ama o da THY’de zaten veriliyor.

 Bu girişimimi de Başarısızlıklar Listem’e ekliyorum.