Arşiv | Gezerken… RSS feed for this section

Let’s fly away

8 Haz

Ne zaman tatile çıksam; her şeyi yapmak, her yeri görmek, her şeyi tatmak gibi bir deliliğim olur. Sonuç olarak, hem her defasında en az bir kere zehirlenmiş olarak dönerim, hem de yeni bir tatile ihtiyaç duyarım. Bu sefer kendime söz verdim, koşturmaca yok! Sakin, dinlenerek, keyfini çıkartarak gezeceğim. Bu zorlu sınavımda, lütfen pozitif düşüncelerinizi ve desteğinizi esirgemeyin:)

William Eggleston

Come fly with me, let’s fly let’s fly away
If you can use some exotic booze
There’s a bar in far Bombay
Come fly with me, let’s fly let’s fly away

Come fly with me, let’s float down to Peru
In Lama land, there’s a one man band
And he’ll toot his flute for you
Come fly with me, let’s take off in the blue

Once I get you up there,
Where the air is rarefied
We’ll just glide
Starry eyed
Once I get you up there
I’ll be holding you so near
You may heat the angels cheer – just because we’re together

Ada Günleri Başladı

30 May

Bu resimleri görünce canınız çekebilir, imrenebilirsiniz, ama hemen pılıyı pırtıyı toplayıp yazları adaya gitmeye karar vermeden önce bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum:

1) Temizlik yapmayı seviyor musunuz?

2) Kızartma kokuları ile aranız nasıl?

3) Evinizden veya bahçenizden martı, kedi kovalamak size spor gibi mi geliyor? (Bu arada yanlış anlaşılma olmasın, biz de kedili bir eviz.)

4) Geceleri canınız “Laila, Havana, Reina, Eski Pasha, Şamdan” çekiyor mu? (ya da Nuteras, MiniMüzikhol, Off Pera, Kiki?)

Kendi adıma cevaplamak gerekirse; temizlik benim hobim, yağ değmeyen hiçbir şeyi yemem, kediler ve martılar Kara Lahana’ma zarar verecekler korkusuyla tam bir G.I. Jane olurum, geceleri balkonumda maaile oturmaktan başka canım hiçbir şey çekmez. Siz de benim gibi düşünüyorsanız, istemek yolun yarısıdır!

Happy Friday!

25 May

Hafta sonuna bir şarkı ile girmek gerekir diye düşündüm. Hani yolda yürürken, alışveriş yaparken, metroda giderken, spor salonunda koştururken, ağzına kadar dolu dolaba bakıp giyecek hiçbir şeyim yok diye düşünürken bu şarkı size eşlik etsin istedim. Hafta sonunuz eğlenceli, sakin, maceralı, tekdüze, gürültülü, sessiz, tutkulu, huzurlu geçsin:)

Ve hep bir ağızdan… 

I recommend getting your heart trampled on to anyone
I recommend walking around naked in your living room
Swallow it down (what a jagged little pill)
It feels so good (swimming in your stomach)
Wait until the dust settles

You live you learn
You love you learn
You cry you learn
You lose you learn
You bleed you learn
You scream you learn

I recommend biting off more then you can chew to anyone
I certainly do
I recommend sticking your foot in your mouth at any time
Feel free
Throw it down (the caution blocks you from the wind)
Hold it up (to the rays)
You wait and see when the smoke clears

You live you learn
You love you learn
You cry you learn
You lose you learn
You bleed you learn
You scream you learn

Wear it out (the way a three-year-old would do)
Melt it down (you’re gonna have to eventually anyway)
The fire trucks are coming up around the bend

You live you learn
You love you learn
You cry you learn
You lose you learn
You bleed you learn
You scream you learn

You grieve you learn
You choke you learn
You laugh you learn
You choose you learn
You pray you learn
You ask you learn
You live you learn

Şimdi Los Angeles’da Olmak Vardı

19 May

Mayıs ayı boyunca Walt Disney Konser Salonu’nda Mozart’ın Don Giovanni operası sahneye konacakmış. Seyredenler bilirler; Don Giovanni beş para etmez herifin tekidir ve tam “Gossip Girl” tadında bir karakterdir. Bir sahnede, kalbini kırdığı bir kadından kurtulmak için uşağını devreye sokar. Uşağı da, arkasından üzülmeye değmeyeceğini kadına anlatmaya çalışır ve örnek olarak da baştan çıkardığı kadınların bir listesini verir: Italya’da 640, Almanya’da 231, Fransa’da 100, Türkiye’de 91, İspanya’da 1003. Eh, biz Türk kadınları namusumuzla biliniriz 🙂

Orkestra şefi, sahnedeyken saçlarına bakmaya doyamadığımız Gustavo Dudamel. Şimdi ise işin ilginç kısmı geliyor; dekorları Frank Gehry, kostümleri de Rodarte’nin kurucuları Kate ve Laura Mulleavy yapmış. Los Angeles’lı okurlarıma sesleniyorum 🙂 oldu da gidip görürseniz, bizimle de paylaşın… O güne kadar, elimizde sadece Mulleavy kızkardeşlerin çizdiği taslaklar var.

Ne demek istediğimi sanırım bundan daha iyi bir fotoğraf anlatamazdı

Şanghay Ekspres

17 May

Evet, uzunca bir aradan sonra Şanghay yazısını en sonunda yayınlayabiliyorum. Öncelikle, doğa meraklılarına tavsiyem, Mandarin Yu Bahçesi‘ne gitmeleri.

Babasını yaşlılığında mutlu etmek için bir adamın tasarladığı bu bahçe insana, “Ne evlatlar var,” dedirtiyor. Mandarin Yu Bahçesi’ne yakın olan Çin’in en önemli üçüncü eczanesi Tong Han Chun Tang, geleneksel Çin tıbbı ile ilgilenenler için enteresan olabilir.

Tong Han Chun Tang

Açıkçası gitmeden önce sıkı bir alışveriş yapmayı planlıyordum, ancak rehberimizin uyarısı ile yıkıldım. İlaçlar, doktorların yazdıkları içeriğe göre karıştırılıyormuş. Yani, kafana göre bir şey almak yok, mazallah gidiverirsin. Özetle, önce iyi bir Çinli doktor bulun!

Jade Buda Tapınağı

Jade Buda Tapınağı’nda gruptaki herkes, hayatlarında gördükleri en güzel Buda heykeli ile karşı karşıya olduğunu itiraf etti. Yeşim taşından yapılmış olan bu heykelin yüzündeki ifade o kadar güzeldi ki, uzun bir süre bakmaya doyamadık. Ve tabii ki, fotoğrafını çekmek yasaktı.

Suzhou

Ertesi gün, doğunun Venedik’i olarak bilinen Suzhou şehrine gidiyoruz. Yaptığımız kanal turunda, gerçekten de 20 küsur yıl önce Venedik’e gittiğimdeki deneyimi yaşadım. Bir yandan fotoğraf çekmek, diğer yandan nehirden gelen pis kokuyu tıkamak için çeşitli akrobatik hareketlere başvurdum. Bu kanal turu yerine, sokaklarda turlamanızı tavsiye edebilirim.

İpek endüstrisinin merkezi olan 2500 yıllık bu şehir, 2 milyon nüfusa sahip. Suzhou İpek Fabrikası ise, kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Daha gitmeden, herkes buradan ipek yorgan almamızı öğütlemişti. İyi de nasıl taşıyacağız? Vakumluyorlar. Rehberin anlattığına göre, Lady Diana ve Prens Charles’ın çeyizi bile buradan alınmış. Bizim ne eksiğimiz var:) Şöyle düşünün; 1m² ipek için 800 koza, bir yorgan için 8000 koza gerekiyor. Eskiden her gün sadece 2,54 cm yapılabiliyormuş, bugün bilgisayarlarla daha hızlı örmek mümkün.

Ardından gittiğimiz, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Humble Administrator’s Garden‘ı gezerken, benim açımdan şaşırtıcı bir bilgi de öğrendim. “Bonsai” diye bilinen küçük saksılarda yapılan ağaç budama sanatı, Japonya’da değil, Çin’de ortaya çıkmış. Penjing adıyla biliniyor ve en az üç yıl gibi bir süre eğitim aldıktan sonra öğreniliyor.

Çinlilere göre, eğer şanslıysan; Suzhou’da doğarsın, Hangzhou‘da yaşarsın, Guangzhou‘da yersin ve Luzhou‘da ölürsün. Diğer yerlere gitmediğim için, kesin bir şey söyleyemeyeceğim:) Ama günümüzde gençler bu deyimi biraz değiştirmişler: Amerikalılar gibi para kazan, Çinliler gibi ye, Japon karın olsun, İngilizlerin evinde otur. Bunu Türkiye’ye uyarlamak isteyen var mı?


Not: Akşam yemekleri için gittiğimiz, T8 Restoranı ve M on The Bund’ı tavsiye edebilirim.

Gittim Gittim!

11 May

Dün, 2012 Türkiye’de Çin Kültür Yılı Etkinlikleri vesilesiyle tünelde yapılan Pekin Ejderha ve Aslan Sokak Gösterisi’ni izledim. Kalabalık genelde Çinliler ve sokaktan şans eseri geçenlerden oluşuyordu. Halbuki ben millet çoluğunu çocuğunu alır gelir zannetmiştim.

Instagram ile birkaç fotoğraf da yakalayabildim. Herkese şimdiden iyi hafta sonları 🙂

Kırmızılı Kadın

25 Nis

Gelinlik ve düğünler ile aranız nasıl olursa olsun, Vera Wang’in işini iyi yaptığını herhalde inkâr edemezsiniz:) Asya pazarına girmeye hazırlanan Vera Wang, ilk adımı en meşhur olduğu alanda atmış.

Geleneksel gelinlik renginin kırmızı olduğu Çin’i düşünerek hazırladığı koleksiyonuna, “Tatlı hayaller” anlamına gelen “Mei Meng” adını vermiş. 2013 yılında evlenmeyi düşünenler, kırmızı kuşak bağlamayı bir üst seviyeye taşıyarak tepeden tırnağa kırmızı olabilirler. Demet Akalın bilseydi, eminim beklerdi:)

Bu arada benim Çin’de gördüğüm gelinler sanırım pek geleneksel değillermiş…