Arşiv | İzlerken… RSS feed for this section

Bu karanlık Cuma gününe dur diyorum!

7 Ara

Hindistan yazısını daha bitiremezken, yılbaşı ağacını hâlâ kuramazken, Mariah Carey’i bir türlü sevemezken… Bu video niye?

Şöyle: Bir kere acayip moral veriyor, hemen yeni yıl havasına giriyorsunuz. Sonra gözlerinizin içine bakarak, “Yeni yılda tek istediğim sensin” diyen bir Jimmy Fallon var 🙂 Eğer Mariah’nın karpuzlarından görebilirseniz, insanın yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştiren çocuklar var…

Sonuç olarak, yeni yıl şenliklerini bu şarkı ile resmi olarak başlatıyorum!

Yeni idolüm

30 Kas

Artık ne George, ne Brad, ne Justin, ne de Michael Fassbender (Sedo sana diyorum)… Rüyalarımızı süsleyen tek bir erkek var. Bunca yıldır nasıl kendisiyle tanışamadık bilmiyorum, bizim ayıbımız. Hindistan gezimi, sırf bu keşfim için hiçbir şeye değişmem. Karşınızda Akshay Kumar

Gangnam’ın pabucunu dama atar mı atar. Seyredin, seyrettirin, sırf kendinize saklayarak bencillik yapmayın 🙂

Olmuyor, olmuyor, olmuyor

30 Eki

Gene yazamadım. Ben iki işi aynı anda yapamayan kadınlardanım. Sanırım türümün de tek örneğiyim. Kadınların en gurur duydukları bu özellik, bir şekilde bana geçmemiş. Yani, aynı gün hem muazzam bir yemek hazırlayıp, hem yetiştirmem gereken işleri bitirip, hem kuaföre gidip, hem spor yapıp, hem bir arkadaşımın zor gününde ona destek olamıyorum. Birini seçip, onda ilerliyorum. Hepsini yapmayı denediğimde, panik atak, insomnia, güvensizlik, hipokondri baş gösteriyor ve pes edip tümden bırakıyorum.

Son zamanlarda gene başka bir işe konsantre olmuştum. Bugün ilk aşaması tamamlandı ve “Amanın blog!” diye vicdan yaptım. Bugünkü post kısa kısa…

  • Ya Dorian Gray gibi ruhumu satcam ya da Fransız kadınları gibi kendimi doğal yaşlanma sürecine bırakacağım. Kararsızım. Bu günlerde sanki her aynaya baktığımda yüzümde yeni bir çizgi çıkıyor. Yeni okudum, Retinol diye mucize bir şey varmış. Tek umudum sensin Retinol.
  • Deli gibi Newsroom seyrediyorum. Hâlâ başlamadıysanız, kaçırmayın!
  • Yeni eve taşınma sürecimiz tüm yavaşlığıyla devam ediyor. Duvar kâğıdı araştırmalarım sırasında, İstanbul’da bir tane bile farklı seçenekler sunan mağaza olmadığını fark ettim. Diğer yandan, bu siteye bayıldım. Sadece bakması bile keyifli, ama belki gün gelir sizin de ihtiyacınız olur.
  • Downton Abbey çılgınlığı başlasıııın. Yemek kitabı bile çıkmış. 8 bölümden oluşan akşam yemekleri hazırlamaya hazır mısınız?
  • Amerika’da seçim heyecanı sürerken, bakın ne muazzam işler çıkıyor.

Lise Yılları…

1 Eki

“En iyi 50 Lise Filmi” diye bir liste buldum. Vaktiniz olunca, kesin göz gezdirin derim. Unuttuğunuz bazı filmleri tekrar anımsamak ve kendi kişisel tarihinize bir yolculuk yapmak açısından eğlenceli. Birinci kesinlikle sürpriz olmadı. Şaşırtıcı olan listedekilerden sadece 33 tanesini seyretmiş olmamdı, bu türde hâlâ eksiklerimin olması güzel tabii. En kısa zamanda dondurma, popcorn, çikolata, cips stoklayıp açığımı kapatmayı planlıyorum.

The Breakfast Club

Bu arada benim kalbimdeki birinci her zaman ve her zaman “Ferris Bueller’s Day Off” olmuştur. Şu videoyu sonuna kadar bir seyredin: Ferris’in mimikleri, tavrı, saçı, dansı… hangi liseli kız onunla okulu kırmak istemez?

İtiraf ediyorum, yelek biraz rüküş 🙂

Hafta sonu şarkısı

28 Eyl

1927 – 2012

Music to Watch Girls By, Where Do I Begin?, Born Free gibi bazılarının “asansör müziği” diye tanımlayacağı ama bir kesimimizin de nerede çalarsa çalsın avazı çıkığı kadar bağırarak söyleyeceği şarkıları, ama en önemlisi de “Moon River”ı seslendiren Andy Williams salı günü vefat etti. Dolayısıyla bu hafta sonunun şarkısı başka bir şey olamazdı…

Bu şarkıyı, bir gün New York’a gidip, siyah elbisesi, incileri ve büyük gözlükleri ile kahve ve kruvasan eşliğinde Tiffany&Co’nun önünde kahvaltısını yapmak isteyenlere, ama özellikle Sedo’ya adıyorum…

Moon river, wider than a mile
I’m crossing you in style some day
Oh, dream maker, you heart breaker
Wherever you’re going, I’m going your wayTwo drifters, off to see the world
There’s such a lot of world to see
We’re after the same rainbow’s end, waiting, round the bend
My Huckleberry Friend, Moon River, and meMoon river, wider than a mile
I’m crossing you in style some day
Oh, dream maker, you heart breaker
Wherever you’re going, I’m going your wayTwo drifters, off to see the world
There’s such a lot of world to see
We’re after that same rainbow’s end, waiting, round the bend
My Huckleberry Friend, Moon River, and me

Ulu orta öpüşmek

26 Eyl

Geçenlerde metroda bir çift gördüm, ikisi de farklı yönlere gitmeden önce birbirlerini ne kadar sevdiklerini ya da arzuladıklarını gösterme ihtiyacı duymuşlardı. Refleks olarak kafamı çevirdim. Kibarım ya… Ama bir yandan da kendimi bakmaktan alıkoyamadım. Acaba ne kadar süre için ayrılıyorlardı? 5 dk, 3 saat, 2 hafta, 4 ay, 7 yıl… İlişkinin hangi evresiydi? 5 dakika ise kesiiin cicim aylarıdır, kimse kimseyi kandırmasın. Belki de yasak aşk yaşıyorlardı.

Bizim ülkede, İngilizce’de PDA diye bilinen bu ulu orta sevgi gösterileri pek olmaz. Tabii insan işinden eve dönerken pat diye bir Fransız filmi ile karşılaşınca şaşırıyor. Seyirci olarak yapabilecekleriniz kısıtlı, ne de olsa interaktif bir film seyretmiyorsunuz 😉 Alternatifler: “Olan var, olmayan var” sendromu, “Biz niye hâlâ böyle değiliz” iç geçirmeleri, “Ay ne romantik!” edaları veya “Aile var” azarlamaları.

Elimde çekirdek onları seyrederken, aklıma bu tutku anını yansıtan ünlü fotoğraflar geldi. Tam 14 Ağustos 1945 günü, insanlar Times Meydanı’nda II. Dünya Savaşı’nın sona ermesini kutlarken, Alfred Eisenstaedt bu meşhur kareyi yakalamış: “Böyle bir günde ne yapsam sıyırırım,” düşüncesindeki bir denizci, yolda yürüyen bir kadını çekip pat diye öpmüş. Ve tabii ki tokadı yemiş! Bu da hikâyenin fotoğrafta olmayan kısmı.

Bir başka efsane fotoğrafın çekilmesinde, gene Life dergisinin payı büyük. Robert Doisneau, 1950 yılında derginin görevlendirmesi ile Paris’li aşıkları çekmek için yollara düşmüş ve Hôtel de Ville yakınlarında bu romantik öpüşme anını yakalamış.

Maalesef hikâyenin devamında, “ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar…” yok. Her şey 1993 yılında fotoğraftaki kadının gün yüzüne çıkıp, 18.000 dolarlık tazminat davası açmasıyla ortaya çıkmış. Mahkeme sonuçsuz kalmış, ama Robert Doisneau fotoğrafın kurgulandığını; kadını ve o zamanki erkek arkadaşını sokakta görüp, poz vermeleri için ikna ettiğini itiraf etmek zorunda kalmış. Şu fotoğrafa baktığınızda aklınızdan ne geçiyor? “Kadına ne oluyor? Yüzü bile gözükmüyor. Biri para alacaksa, bu adam olmalı. Karizmaya bak!” olabilir mi?

Sonuçta, herkese Paris’e gidip şapur şupur öpüşmeleri için ilham veren bu romantik çift 9 ay sonra ayrılmış.

Benim aklıma başka fotoğraf gelmiyor, ya sizin?

“O ne yiyorsa, ben de ondan istiyorum”

28 Haz

R.I.P. (1941-2012)

Kadınlara sesleniyorum… Kaçımız battaniyenin altına girip filmlerini tekrar ve tekrar seyretmedik. Üniversite yıllarında dondurma, şarap, cips, çikolata ve Nora Ephron filmleri ayrılmaz bir bütündü. Bazı sahneleri durdurup baştan izlerdik. Onun filmlerinin mutlu sonla bitmesini severdik. Denemeleri, kitapları, blog yazıları ile en can yakıcı konuyu bile gülümseterek okutan muhteşem kadın Nora, Carrie Bradshaw’dan ve Hannah Horvath’tan önce vardı!

“Ohh … Ohhhh … Ohhhh … YES!”
“I’ll have what she’s having!”

Bu sahne bir film klasiği değil de nedir? Bence ofisteyseniz bile sesini kısmadan ve kulaklık takmadan bir kere daha seyredin 🙂