Ne kadar süre cep telefonuna bakmadan durabilirsin?

3 Eki

Uno oyununun kaç arkadaşlığı, evliliği gözlerimin önünde bitirmesini seyrettim. Ama bu seferki daha zorlu bir sınav. Önce evde tek başına kendini sınamakta fayda var. Ne de olsa bu sadece para veya gurur meselesi değil. Eğer kaybederseniz, o bir türlü kurtulamadığınız bağımlılıklarınızın üstüne bir yenisi daha ekleniyor: Sigara, kahve, çay, kola, Eti Puf, ofisteki yakışıklı çocuk ya da taş kız ya da ikisi birden, Facebook veee… Bu yüzleşmeye hazır mısınız?

Kurallar:

  1. Oyun yemeğin başında başlar.
  2. Herkes telefonunu ters çevirip masanın ortasına koyar.
  3. Yemek boyunca kimse telefonuna dokunamaz.
  4. İlk pes eden, herkesin yemeğini ısmarlar.
  5. Eğer kimse hamle yapmazsa, herkes kendi yediğini öder.
  6. Oyun, hesap geldiğinde biter.

Natali

2 Eki

Her sabah kalkar kalmaz aklıma ilk gelen şey, “Acaba akşam ne yesem?” olur. Beni çalışırken motive eden tek düşünce de budur. Yemek yemeye meraklı olmayanları anlamakta zorlanırım. Bizim grupta, televizyonun karşısına hazırlanan bir masa bile keyifli olmalıdır. Bu yazıyı, yemek yapmayı ve yemeyi sevenler için yazıyorum. Hatta yemek yaptırmayı sevenler de okusun. Etrafınızda benim gibi sipariş almaya meraklı biri varsa, kitabı ona verirsiniz. Zaten herkes yemek yapacak diye bir kural yok. Asıl büyük yetenek, önüne ne kadar başarısız bir yemek konulursa konulsun iltifat etmeyi becerebilmekte.

Geçen yazdan beri içindeki çoğu tarifi denedim, hepsi tuttu. Hiçbirini yapmasanız bile, Can Cömert’in çektiği fotoğraflara bakmaya doyamayacaksınız. Kağıdı, kapağı, tasarımı ile bir koleksiyon kitabı.

“Benim için bir sevgi kitabı bu. Anneme karşı bir minnet duygusu. Ona ithafen yazdım. Paylaşmanın, birlikteliğin ve dostluğun önemini vurgulamayı amaçladım. Bunun benim için ne kadar değerli olduğunu hem aileme hem çocuklarıma göstermek istedim.” –Milliyet Cadde

Lise Yılları…

1 Eki

“En iyi 50 Lise Filmi” diye bir liste buldum. Vaktiniz olunca, kesin göz gezdirin derim. Unuttuğunuz bazı filmleri tekrar anımsamak ve kendi kişisel tarihinize bir yolculuk yapmak açısından eğlenceli. Birinci kesinlikle sürpriz olmadı. Şaşırtıcı olan listedekilerden sadece 33 tanesini seyretmiş olmamdı, bu türde hâlâ eksiklerimin olması güzel tabii. En kısa zamanda dondurma, popcorn, çikolata, cips stoklayıp açığımı kapatmayı planlıyorum.

The Breakfast Club

Bu arada benim kalbimdeki birinci her zaman ve her zaman “Ferris Bueller’s Day Off” olmuştur. Şu videoyu sonuna kadar bir seyredin: Ferris’in mimikleri, tavrı, saçı, dansı… hangi liseli kız onunla okulu kırmak istemez?

İtiraf ediyorum, yelek biraz rüküş 🙂

Hafta sonu şarkısı

28 Eyl

1927 – 2012

Music to Watch Girls By, Where Do I Begin?, Born Free gibi bazılarının “asansör müziği” diye tanımlayacağı ama bir kesimimizin de nerede çalarsa çalsın avazı çıkığı kadar bağırarak söyleyeceği şarkıları, ama en önemlisi de “Moon River”ı seslendiren Andy Williams salı günü vefat etti. Dolayısıyla bu hafta sonunun şarkısı başka bir şey olamazdı…

Bu şarkıyı, bir gün New York’a gidip, siyah elbisesi, incileri ve büyük gözlükleri ile kahve ve kruvasan eşliğinde Tiffany&Co’nun önünde kahvaltısını yapmak isteyenlere, ama özellikle Sedo’ya adıyorum…

Moon river, wider than a mile
I’m crossing you in style some day
Oh, dream maker, you heart breaker
Wherever you’re going, I’m going your wayTwo drifters, off to see the world
There’s such a lot of world to see
We’re after the same rainbow’s end, waiting, round the bend
My Huckleberry Friend, Moon River, and meMoon river, wider than a mile
I’m crossing you in style some day
Oh, dream maker, you heart breaker
Wherever you’re going, I’m going your wayTwo drifters, off to see the world
There’s such a lot of world to see
We’re after that same rainbow’s end, waiting, round the bend
My Huckleberry Friend, Moon River, and me

40’ında aşık olmak

27 Eyl

Geçenlerde karşılaştığım bu fotoğrafı paylaşmak istedim. İki insan bu kadar mı cool olabilir… Temmuz ayında Vogue’da çıkan röportajları, senelerin ikisinden de hiçbir şey götürmediğini kanıtlıyor.

Kanat Atkaya’nın gazete yazısından yola çıkarak Richards’ın anılarını okumuştum: Life. Hâlâ okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim. Tüm kitabı ağzınız bir karış açık halde, kahkahalarla gülerek okuyacaksınız. En son Breaking Bad dizisinin senaristi ile yapılan bir röportajı seyrediyordum. Ünlülerden konuk oyuncu olarak diziye kimi isterdiniz sorusuna, “Hayalim Ketih Richards’ın gelmesi,” dedi. Eh, konuya cuk diye oturacağı garanti!

İşte Keith’in Patti ile ilişkileri başladıktan sonra not defterine yazdıkları. Dünkü yazımdan sonra, bu belki aşk meşk ilişkilerinde biraz daha umut verici olur 🙂

Incredibly I found a woman. A miracle! I’ve pussy at the snap of a finger but I’ve met a woman! Unbelievably she is the most beautiful (physically) specimen in the WORLD. But that ain’t it! It certainly helps but it’s her mind, her joy of life and (wonders) she thinks this buttered junkie is the guy she loves. I’m over the moon and peeing in my pants. She loves soul music and reggae, in fact everything. I make her tapes of music and almost as good as being with her. I send them like love letters. I’m kicking 40 and besotted.

Ulu orta öpüşmek

26 Eyl

Geçenlerde metroda bir çift gördüm, ikisi de farklı yönlere gitmeden önce birbirlerini ne kadar sevdiklerini ya da arzuladıklarını gösterme ihtiyacı duymuşlardı. Refleks olarak kafamı çevirdim. Kibarım ya… Ama bir yandan da kendimi bakmaktan alıkoyamadım. Acaba ne kadar süre için ayrılıyorlardı? 5 dk, 3 saat, 2 hafta, 4 ay, 7 yıl… İlişkinin hangi evresiydi? 5 dakika ise kesiiin cicim aylarıdır, kimse kimseyi kandırmasın. Belki de yasak aşk yaşıyorlardı.

Bizim ülkede, İngilizce’de PDA diye bilinen bu ulu orta sevgi gösterileri pek olmaz. Tabii insan işinden eve dönerken pat diye bir Fransız filmi ile karşılaşınca şaşırıyor. Seyirci olarak yapabilecekleriniz kısıtlı, ne de olsa interaktif bir film seyretmiyorsunuz 😉 Alternatifler: “Olan var, olmayan var” sendromu, “Biz niye hâlâ böyle değiliz” iç geçirmeleri, “Ay ne romantik!” edaları veya “Aile var” azarlamaları.

Elimde çekirdek onları seyrederken, aklıma bu tutku anını yansıtan ünlü fotoğraflar geldi. Tam 14 Ağustos 1945 günü, insanlar Times Meydanı’nda II. Dünya Savaşı’nın sona ermesini kutlarken, Alfred Eisenstaedt bu meşhur kareyi yakalamış: “Böyle bir günde ne yapsam sıyırırım,” düşüncesindeki bir denizci, yolda yürüyen bir kadını çekip pat diye öpmüş. Ve tabii ki tokadı yemiş! Bu da hikâyenin fotoğrafta olmayan kısmı.

Bir başka efsane fotoğrafın çekilmesinde, gene Life dergisinin payı büyük. Robert Doisneau, 1950 yılında derginin görevlendirmesi ile Paris’li aşıkları çekmek için yollara düşmüş ve Hôtel de Ville yakınlarında bu romantik öpüşme anını yakalamış.

Maalesef hikâyenin devamında, “ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar…” yok. Her şey 1993 yılında fotoğraftaki kadının gün yüzüne çıkıp, 18.000 dolarlık tazminat davası açmasıyla ortaya çıkmış. Mahkeme sonuçsuz kalmış, ama Robert Doisneau fotoğrafın kurgulandığını; kadını ve o zamanki erkek arkadaşını sokakta görüp, poz vermeleri için ikna ettiğini itiraf etmek zorunda kalmış. Şu fotoğrafa baktığınızda aklınızdan ne geçiyor? “Kadına ne oluyor? Yüzü bile gözükmüyor. Biri para alacaksa, bu adam olmalı. Karizmaya bak!” olabilir mi?

Sonuçta, herkese Paris’e gidip şapur şupur öpüşmeleri için ilham veren bu romantik çift 9 ay sonra ayrılmış.

Benim aklıma başka fotoğraf gelmiyor, ya sizin?

Konumuz porno…

18 Eyl

Ayıldınız mı?

Üniversite yıllarında bir derste, hepimiz amfinin arkalarına gidip gözler açık uyuma becerilerimizi geliştirirken; lektör gözlüklerini taktı, bir kitabı açtı ve yüksek sesle okumaya başladı… “Offff Keşke gelmeseydim, hep bu vicdanım yüzünden, birilerinden notları alırdım. Bir dakika! O da ne? Penis mi dedi? Yok canım, senin kafana vurdu, olan bu!” Çaktırmadan yandakine bakıyorum, o da göz ucuyla bana bakıyor. Bu arada hoca tam gaz devam ediyor, adam bildiğin bir seks sahnesini okuyor. Kim hayır diyebilir? “Hocam, ayıp oluyor ama, derse ne oldu?” diye itiraz eden yok. Sonra şak diye kitabı kapatıp, “Ayıldınız mı?” diyor. Hem de nasıl…

Kitap, J. G. Ballard’ın Crash romanı, hani araba kazalarından tahrik olup sevişenler 🙂 1973 yılında yayınlanan bu kitap ve David Cronenberg tarafından yapılan film uyarlaması çok tartışılmıştı. Günümüzde de erotik roman kategorisine giren başka bir roman herkesin dilinde: “Fifty Shades of Grey” ya da Pegasus yayınlarından çevrilen Türkçe adıyla “Grinin Elli Tonu“.

Üçlemenin sonuncusundayım. Öyle bir yazdım ki, sanki Ulysses’i bitirmişim sanırsınız. Evde dalga konusuyum: “Aferin, en sonunda pornoyu keşfettin” . Kitabın bu kadar tutması bu yüzden mi? Kadınlar pornoyu, BDSM’i, buttplug’ları, jiggle balls’ları keşfettiği için mi? Herkes şokta, kafalar karışık: “Biz kadınların ne istediğini tam anlamıştık, yine sil baştan…”

Ben de herkes niye bu kadar şaşırıyor, onu çözemedim. Yani demek ki kadınlar yatakta ne istediğini bilen, fazla konuşmak yerine bunları başarıyla uygulamaya geçirebilen, sadece ama sadece partneriyle sevişmek isteyen ve bunu kadının üstüne atlayarak değil de onu da tahrik ederek yapabilen, çok acıtmamak kaydıyla biraz da haşin olan, monoton bir seks hayatı nedir bilmeyen, zengin, yakışıklı, kaslı, çocuksu, cömert, gür saçlı, beyaz dişli, eğitimli, kibar erkeklerden hoşlanıyorlarmış. Bak sen şu işe:)

P.S. Kitabın konusunun ve karakterlerinin ne kadar kötü yazıldığına değinmeye gerek yok, milyonlarca kişi bunu zaten sağ olsun yaptı. Tabii ki, erotik edebiyat dalında okuyabileceğiniz bir ton daha iyi kitap var. Hatta takip ettiğim blog yazarlarından biri liste bile yapmış. Şöyle bir baktım, neredeyse çoğunu ve daha başkalarını okudum. Ama ben gene de, havanın soğumaya başladığı bu günlerde, battaniyenin altına girip, biraz Christian Grey okumanın bir zararını göremiyorum 😉

Nutella yemek için bir sebep daha…

20 Tem

Matematiğim hiçbir zaman parlak olmadı, ama anladığım kadarıyla yolumuz Jüpiter’e düşmediği sürece bir problem yok.

Boşanmaya son!

17 Tem

Konuşmaktan yorulduğumda, canım sıkkın olduğunda, ağlamanın eşiğindeyken, hep keşke alnıma “Kapalıyız” yazan bir post-it koysam ve bana bakar bakmaz herkes mesajı alsa derdim. Sağ olsun bilim adamları, benim ve sanırım milyonların bu sorununa kafa yormuş ve olabilecek en sempatik çözümü üretmişler.

Artık aklınızdan geçenleri ağzınızı bile açmadan karşınızdakine ifade etme imkânınız var. Bütün evlilikler kurtuldu:) Kavga yok, laf sokma yok, sözlerimi çarpıtıyorsun yok. Bir kulak hareketiyle tüm sorunlar çözülecek. Abartıyor muyum? Mümkün olmadığını mı düşünüyorsunuz? O zaman siz hiç evinizde hayvan beslememişsiniz.

Necomimi kulakları buradan satın alabilirsiniz.

Genç kızken hayallerinizin erkeği kimdi?

6 Tem

Prince William, Axl, Alain Deloin, Vanilla Ice, Brad Pitt, Robie Williams, Charlie Sheen, Justin Bieber… Yaşınıza ve zevkinize göre liste uzar gider. Ben Tom Cruise ile evleneceğimi zannederdim. Sonra boyum uzadı, George Clooney’e terfi ettim. Hayatımda birçok doğru karar aldım, ama sanırım bu en doğrusuymuş. Gerçi George da sonra tutturdu evlenmeyeceğim diye, ama ben zaten çoktan daha iyisini bulmuştum.

Katie Holmes, 2004 yılında Seventeen dergisine verdiği röportajda, genç bir kızken Tom Cruise ile evlilik hayalleri kurduğundan bahsetmiş. Hepimizin aksine, Katie’in hayalleri gerçek oldu ve yaklaşık bir sene sonra beyaz atlı prensi ile tanıştı. Devamı masal gibi: Paris’te gelen evlilik teklifi, kızlarının doğumu ve İtalya’da muhteşem bir düğün. Bir kız başka ne ister?

Bazen hayal ettiklerimizin gerçekleşmemesi de iyi bir şeymiş, bunu bir kere daha öğrendik. Şöyle bir yukarıdaki listeye bakalım: Prens William kel, Axl eroinman, Alain çirkin, Vanilla da kim?, Brad yaşlı bir teyze, Robie göbekli, Charlie alkolik, Justin’i göreceğiz 🙂

Katie’ye gelince, basına kirli çamaşırları sızdırmaktan kaçınmayan bir boşanma avukatı tutmuş kendine. Evlilik sözleşmesi yaptıkları için derdi para değil, kızlarının velayetini almak ve Scientology’den kurtulmak. Tom Cruise; Brooke Shields’e sataşması, Oprah’nın kanepesinde sıçraması ve 2006 yılından beri yaptığı birbirinden berbat film ile bir türlü toparlayamadığı bir düşüş yaşıyor. Bana kalırsa, dişe diş giden bir davada sadece kendi kaybeder.

Benim Katie’ye tavsiyem, bir de George’u dene, belli olmaz belki evlenir.