Tag Archives: Gwyneth Paltrow

Hayatımda ilk defa reçel yaptım

30 Mar

Ve bu mutluluğu paylaşmak istiyorum. “Ne var bunda abartacak? Çok kolay,” diyebilirsiniz. Ama bana istediğiniz pastayı, keki yaptırın da ocak başında karıştırmaya ve beklemeye dayalı işler vermeyin. Hâlâ sakızlı muhallebiyi tutturamam; en başta kısık ateşte başlarım, sonra fenalık gelir altını açarım ve bir bakmışım gene dibi tutmuş:) Bir de ben her şeyi ölçerek yapmayı seviyorum. En anlamadığım konular; “Göz kararı” ve “kulak memesi kıvamı”. Reçelde de kıvam önemli, yaparken ciddi ter döktüm ve ailedeki büyükleri sıradan aradım: “Şimdi bu domates suyu gibi bir kıvamda, ama elma suyu kadar sıvı değil, hardala mı benzemesi lazım?”

Belki aranızda benim gibiler vardır diye de tarifi ekliyorum. Hepiniz reçel konusunda eksperseniz bile yazmak istiyorum. Ne de olsa, hayatımda ilk defa reçel yaptıııım!!!

Malzemeler

1 kg yafa portakalı

1 buçuk kilo toz şeker

1 limonun suyu

½ çay kaşığı limon tozu

Fındık kadar tereyağı

Yapılışı

1 gün önceden:

  • Portakallar yıkanıp, dış kabukları rendenin ince tarafıyla yer yer rendelenir. Mutfakta en önemli nokta, konsantre olmak. Ben bazen canımı sıkan bir şeye kafayı takıp, yaptığımı unutuyorum. Sakın siz de işe güce dalıp fazla rendelemeyin. İlkin Yenge dedi ki, ” Kabuğundaki parlaklık gidene kadar.” Ona göre 🙂
  • Portakallar mümkünse çelik bir tencereye konur, üzerini kapatacak kadar soğuk çeşme suyu eklenir ve 5 dakika kaynatılır. Sonra altı kapatılır ve su dökülür. Aynı işlem tekrarlanır.
  • 2 kere kaynattıktan sonra, üstüne soğuk su dökülür ve portakalların soğuması beklenir. Soğuduktan sonra 1 cm genişliğinde halkalar halinde kesilir. Sonra bu halkalar dörde bölünür.
  • Büyük bir tencerenin dibine portakallar bir sıra dizilir, üstüne biraz şeker gezdirilir ve gene portakallar dizilir ve gene şeker. Anladınız 🙂 Bitene kadar aynı sırayla devam edin ve kapağını kapatın. Bu günlük bu kadar.

Ertesi gün:

  • Portakalları sulanmış bulacaksınız. Kapağı bir daha hiç kapatmadan, orta ateşte kaynamasını bekleyin. Arada bir portakalları çok ezmeden tahta kaşıkla karıştırın. Kaynayınca altını kısın.
  • Bir çatal yardımıyla tereyağını tutup tencerenin kenarında gezdirin ve içine atın. Bu köpüklenmemesi içinmişşş.
  • Kısık ateşte arada bir karıştırarak kıvamın tutmasını bekleyin. Benimki 1 saat kadar sürdü. İşin bu kısmı biraz çileli. Kıvamını anlamak için bir kaşıkla porselen veya cam tabağın içine biraz suyundan koyuyorsunuz. Soğuyunca, eğer sıvı hali gitmişse, başardınız! Bir de tırnak üstüne koyma yöntemi varmış, top gibi oluyorsa hazırmış, ama onu hiç anlamadım 🙂
  • Kıvamı tutunca, içine limon suyunu ve limon tozunu aynı anda atıp karıştırın ve biraz fokurdatın.
  • Sıcakken kavanozlara dökün, hemen ağzını kapatın. Soğuyunca da buzdolabına koyun.

Bir sonraki hedefim pizza yapmak. Gwyneth Paltrow bu konuda uzmanmış. Eh, benim ondan ne eksiğim var? Litfen bu soruya cevap vermeyin…

84. Akademi Ödülleri yeni bitti…

27 Şub

Gözümden uyku akarak bu yazıyı yazıyorum 🙂 Ama direniyorum!

Şovu dokuzuncu kere sunan Billy Chystal’ın geçen senekilerden daha iyi olduğunu söyleyebiliriz, ama 1992’de Hannibal Lecter maskesi ile sahneye çıktığı gece ile kıyaslayınca düşük bir performans sergilediği kesin.

Beklendiği gibi The Artist ödülleri topladı.

En iyi elbise adayım: Mercan rengi Louis Vuitton’un içindeki Michelle Williams.

En kötü elbise adayım: Gene ve gene, “her tarafımı göstermezsem olmaz,” diyen Jennifer Lopez.

Kafama takılanlar: Angelina Jolie’nin durmadan ortaya çıkan bacağı, Natalie Portman’ın anlamsız derecede büyük kolyesi, Gwyneth Paltrow’un neden bu kadar güzel olduğu.

En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını üçüncü kere Meryl Streep aldı. Yanlış hatırlamıyorsam yönetmen Mike Nichols, “Meryl sanki bir ampül yutmuş gibi görünür,” demişti. Bu kadının güzelliğini açıklayan daha net bir benzetme olamaz.

No need to become Woody Allen…

23 Oca

Ayşe Arman’ın oğlu ile yaptığı röportajdan sonra, bir daha filmlerini seyretmeyeceğime söz vermiştim. “Buraya kadarmış, zaten artık yaşlandı, kaç film daha çekebilir ki, eh son filmine de bayılmadım,” gibi düşüncelerin de verdiği gazla bu kararımın çocuk oyuncağı olduğunu sanıyordum.

Ama bu bir bağımlılık. Nasıl filmlerinde kadınlar anlamsız bir şekilde ona sırıl sıklam aşık oluyorlarsa, ben de zaman zaman filmlerini açıklayamadığım nedenlerle özlüyorum.

“Sliding Doors”da Helen (Gwyneth Paltrow), yönetmenin severek uyuz olduğumuz o çok tanıdık karakterini bir sahnede özetler:

Helen, tuvalet masasının üzerinde neden bir şişe brendi ile iki bardak olduğunu sorunca; Gerry ayağa kalkıp bir sürü soru, suçlama ve hayal kırıklığı içeren cümleyle yağ gibi üste çıkar. Helen da sinema tarihine geçecek bir karşılık verir:

“Tanrı aşkına Gerry. Sana basit bir soru sordum; Woody Allen’laşmana lüzum yok.”

Dayanamayıp tekrar seyrettiğim “Deconstructing Harry” filminde de benzer bir diyalog, Woody Allen’in canlandırdığı Harry karakteri ile eşi arasında geçer:

Joan: Harry, bana sadece şunu söyle; bir tek onunla mı oldun, yoksa başkaları da var mıydı?

Harry: Hayır, bir tek Amy Pollock. Eğer yalan söylüyorsam, Tanrı canımı alsın.

Joan: Sen ateistsin Harry!

Harry: Eh, evrende tek başımızayız, ne yani bunun için de mi beni suçlayacaksın?

Joan: Kıvırmayı bırak!