Tag Archives: Happy Friday

Happy Friday!

18 May

Hafta sonu için hâlâ gitmediyseniz iki sergi önerim var. İlki, Pera Müzesi’ndeki “Goya – Zamanın Tanığı”. Pera; lokasyonu, kafesi, mağazası, sergi düzenlemeleri ile İstanbul’da en sevdiğim müze. Komik gelecek belki ama, en üst kattan başlayıp aşağıya doğru inerek sergiyi gezme fikri bile hoşuma gidiyor. Her şey düzenli, hiçbir koridoru kaçırmana imkân yok, eserlerin sırası belli. En sonda da seni keyifli bir mağaza ve kafe karşılıyor.

Contra el bien general

Que Sacrificio!

Ya van desplumados

Martin Zapater

Boğa Güreşçisi Portresi

Sergi 29 Temmuz’da bitiyor.

Diğer sergi de, 10 Haziran’da bitecek olan Sabancı Müzesi’ndeki “Rembrandt & Çağdaşları”. “Ben Amsterdam’da gördüm, Rembrandt’ın evine bilem gittim,” demeyin, ayağımıza kadar getirmişler, kesin gidin. Serginin ışıklandırması çok etkileyici, duvardaki metinler de oldukça bilgilendirici. Daha fazla merak edenler de, Müze Müdürü Nazan Ölçer’in küratör Pieter Roelofs ile yaptığı sergi turunu youtube’dan izleyebilirler – Keşke İngilizce bilmeyenler için bir de altyazı koysalardı.

Haesje van Cleyburgh – Rembrandt

Aşk Mektubu – Johannes Vermeer

Pelerinli ve Sarıklı Erkek Çocuk – Jan Lievens

Sudaki Tüy (detay) – Melchior d’Hondecoeter

Geertruida den Dubbelde (detay)  – Bartholomeus van der Helst

Çiçekli Natürmort – Balthasar van der Ast

Bu arada anladım ki Türk insanı sergi gezmeyi bilmiyor. “Rembrandt & Çağdaşları”nda kadının biri, arkadaşlarına, Amsterdam’daki Red Light District’ten ve burada çalışan zavallı kadınlardan bahsediyordu. Katılıyorum ama burası mı yeri? Bir başkasının cep telefonu çaldı; insanlık hali, unutulabilir diye düşündüm. Ama açtı ve başladı tablonun önünde yüksek sesle konuşmaya. Bari merdivenlere doğru gidip yap akşamki programını. Bir de o saçlarını arkaya doğru tara, ne öyle gözüne giriyor? Eveeet işte anneanneme bağladım 🙂

Bir özür: Flaş kullanmadan ancak bu kadar çekebildim.

Happy Friday!

20 Nis

Bugün sizi neşelendirecek, yaza hazırlayacak bir şeyler koymaya karar verdim. Ne de olsa, “Hep Çin, hep Çin. İyi ki bir Çin’e gittin,” diyenler var. Siz de o kadar saat uçun, bakalım başka bir şey konuşuyor musunuz? 🙂

Diğer yandan, havalar güzelleşti ve kafam sadece deniz ve kumu düşünür oldu. Bir de mojitoları…

Şanghay ve Hong Kong yazılarını sonraya saklayıp, geçen haftalarda Alaçatı’ya giden Burcu’mun fotoğraflarını paylaşacağım. İnsana moral veriyorlar!

Bu da güzel bir kapanış olur diye düşündüm:)

fotoğraflar – Burcu Akyüz