Tag Archives: Mia Farrow

O Saçı Nerede Kestirdin?

10 May

“Rosemary’nin Bebeği”ni seyredenler bilirler; Mia Farrow gidip saçını Vidal Sassoon’a kestirir. Bir saç kesimi, filmdeki değişimlerin habercisi olur. Bir saç kesimi o kadar ikonik olur ki, Vidal ve beraberinde tüm kadınların hayatı değişir. Artık Jackie O’nun bol fısfıslı saçları demodedir. Slogan ise, “yıka ve çık”tır.

Guy: What the hell is that?
Rosemary: I’ve been to Vidal Sassoon.
Guy: You mean you actually paid for it?

Bir adamın bir makasla nasıl dünyayı değiştirdiğini anlatan film, “Vidal Sassoon: The Movie”.

1928-2012

James Gatz

26 Ara

Yakın zamanda yayınlanan bir röportajda, ismini hatırlamadığım biri, her sene “Great Gatsby”i yeni baştan okuduğunu söylüyordu. Her sene yeniden??? Ben daha bir kere bile okumamışken??? Hemen açığı kapattım.

Daha yığınla okuyacak kitap varken, bir daha West Egg’e döner miyim bilmiyorum. Ama Jay Gatsby’den etkilenmemek, onun hakkında meraklanmamak, biraz daha keşfedebilmek için sabırsızca sayfaları çevirmemek zor. Kitapta anlatılan döneme ve atmosfere kendinizi kaptırıyorsunuz. Ön sözünde Tony Tanner, kitabın isminin, yazar tarafından öncelikle “Trimalchio in West Egg” olarak kararlaştırıldığını söylüyor. İyi ki olmamış. Sanırım bugün kitabı farklı bir isimle düşünmek imkânsız.

1974’deki sinema uyarlaması şimdilik en meşhuru. Kitabın hayranları tarafından beğenilmese de Robert Redford ve Mia Farrow için seyredilmeye değer. ‘Şimdilik” diyorum çünkü Baz Luhrmann yeni bir versiyonunu şu anda çekiyor ya da daha yeni bitirdi. Luhrmann’ın eski filmlerini düşünersek; sonuç muhteşem (Moulin Rouge!, Romeo + Juliet) de olabilir, felaketle (Australia) de noktalanabilir.

Her zamanki gibi, okurken kitapta bazı yerlerin altını çizmiştim.

He smiled understandingly – much more than understandingly. It was one of those rare smiles with a quality of eternal reassurance in it, that you may come across four or five times in life. It faced – or seemed to face –  the whole world for an instant, and then concentrated on you with an irresistible prejudice in your favour. It understood you just so far as you wanted to be understood, believed in you as you would like to believe in yourself, and assured you that it had precisely the impression of you that, at your best, you hoped to convey.

‘Anyhow, he gives large parties,’ said Jordan, changing the subject with an urban distaste for the concrete. ‘And I like large parties. They’re so intimate. At small parties there isn’t any privacy.’

It had gone beyond her, beyond everything. He had thrown himself into it with creative passion, adding to it all the time, decking it out with every bright feather that drifted his way. No amount of fire or freshness can challenge what a man can store up in his ghostly heart.