Tag Archives: Paris rehberi

Bugün benim doğum günüüüm!!!

26 Haz

Ama bu yazının bu konuyla hiçbir alakası yok 🙂 Sadece içimden geldi yazmak. İnsan acayip havaya giriyor doğum gününde. Arayan, soran, mesaj atan… Akşam da pasta yiyorsun, daha ne olsun?

Bu yazı ise Paris’in devamı, hâlâ süren iki sergi hakkında ama bunlar bildiğiniz sıkıcı sergilerden değil. Paris’teyken, Degas’nın nüları ve Matisse’in “Pairs and Sets” sergilerinin dışında, müze gezmeyi sevmeyenleri bile cezbedecek iki sergi gördüm.

 Grand Palais 

İlki, 1920 doğumlu Helmut Neustädter’in sergisiydi. Nazi Almanyası’ndan kaçıp Avustralya vatandaşı olan Helmut, hepimizin bildiği Newton soyadını da o zaman almış. Vogue, Harper’s Bazaar, Playboy gibi sayısız dergiye çektiği fotoğraflarının ortak özelliği erotik, sadomazoşist, fetişist içerikleri. Seçtiği modeller, seksenlerden bekleneceği ölçüde heykelsi, seksi ve kadınsı. Son yıllarını geçirdiği Chateau Marmont otelinin park yerinden çıkarken ani frenle duvara çarpıp 83 yaşında hayata veda eden Newton, hâlâ en çok taklit edilen fotoğrafçılardan biri. 30 temmuz’da bitecek olan bu sergiyi kaçırsanız bile, Berlin’e yolunuz düşerse, Helmut Newton Foundation‘a uğrayabilirsiniz.

Görevlinin “Fotoğraf çekmek yasak!” bağırtısıyla panik olup sergiden çekebildiğim tek kare:)  

Karısı ve mankenler ile birlikte bir otoportre, 1981

Catherine Deneuve, 1976

David Lynch & Isabella Rossellini, 1986 (Blue Velvet)

A Scene from Pina Bausch’s Ballet, 1983

Big Nude III (Henrietta), 1980

Bu fotoğrafı görünce önünden ayrılamadık ve bir kere daha fark ettik ki, Charlotte Rampling gelmiş geçmiş en güzel kadın. (1973)

Diğeri ise, eylül ayında sona erecek olan “Louis Vuitton-Marc Jacobs” sergisi. Günümüzde Louis Vuitton deyince, aklımıza bir şahıstan önce modaevi geliyor. Hâlbuki Louis, iyi niyetli bir girişimci. 1854’te, dönemin ünlü modacısı Worth’ten giyinen bayanların birkaç parçadan oluşan kıyafetlerini taşıyabilmeleri için sağlam ve hafif valizler yapıyor. Bugün bazılarının bayıla bayıla aldığı, bazılarının da “zevksizlik” olarak gördüğü monogram tasarımlı valizler ve çantalar ise mecburiyetten çıkıyor. Kısa sürede, taklitleri o kadar çoğalıyor ki, Louis ve oğlunun kafası atıyor, “LV”yi basıyorlar çantaların üstüne.

Sergi broşürü

Sergide gösterilen valizlerin hepsi birbirinden güzeldi, ben özellikle içinden yatak çıkanı beğendim. Uçak mı rötar yaptı? Aç yatağını, al kitabını, bir de kokteyl… Tam benlik:) Marc Jacobs 1997’den beri modaevinin başındaymış, günümüzde her 2-3 sene de bir sektör içinde yaşanan sirkülasyon düşünüldüğünde büyük bir başarı.

Serginin özellikle küratörünü kutlamak gerek; duvarlardaki alıntılar, video enstalasyonları, kıyafetlerin sunumu bir bütün olarak insanı içine çekiyor.

Les Arts Decoratifs

mini Paris rehberi

22 Haz

“In Paris, everyone wants to be an actor; nobody is content to be a spectator.” – Jean Cocteau

Paris, Fransızca bilmeyenler için hâlâ bir cehennem olabiliyor, ama Fransızların eskiye nazaran daha yardımsever oldukları kesin. Elimizde harita görünce, “Yardımcı olabilir miyim?” diye gelen Fransız’la da tanıştım ya, gözüm arkada kalmaz.

İlk defa gidenlere, bol şans demek istiyorum. Her yer o kadar kalabalık ve gidecek o kadar çok yer var ki, yolunmuş tavuk gibi koşturuyorsunuz. En iyisi, bir seferde her şeyi yapacağım hayalini bir yana bırakıp, önceliklerinizi sıralamak. Eğer ilk ziyaretinizde Louvre, d’Orsay, Notre-Dame, Champs-Elysées (Arc de Triomphe), Eiffel Kulesi, Montmartre (Basilique du Sacré Coeur), Versailles Şatosu’nu yapabiliyorsanız, helal olsun size! Bir de Disneyland var ki bize de açılacakmış yakında, bence boş verin gitsin. Eğer dedikodular doğruysa ve 2015’te Disneyland’ın içinde Star Wars Land açılırsa, o zaman cümbür cemaat yollara düşeriz zaten.

Vote Star Wars Land!

Napoleon’un mezarı

Centre Pompidou

Centre Pompidou

Musée Rodin

La Cathédrale

Musée de l’Orangerie

Musée de l’Orangerie

La Cinémathèque Française

Yetmez diyorsanız; Napoléon’un mezarı için Les Invalides, Modern sanat için Centre Pompidou, Auguste Rodin ve Camille Claudel için Rodin Müzesi, Monet’nin nilüferleri için Musée de l’Orangerie ve sinema meraklıları için La Cinémathèque Française… Kesin unuttuğum bir şeyler vardır. Bir de krem şantinin keşfedildiği Chantilly Şatosu ve Claude Monet’nin evi/bahçesi varmış ki bana hiç kısmet olmadı.

Tuileries

Her yurt dışı gezisi için geçerli olan iki şık vardır: Ya at gibi koşturup görebildiğin kadar yer göreceksin ya da gittiğin şehrin keyfini çıkartarak gezeceksin. Benim ikincisini yapabildiğim az görülmüştür. Ama Paris, seneler içinde gide gele bir şekilde rayına oturduğu için, artık uzun öğle yemekleri ve parklarda dolaşmak mümkün oluyor. Gene de bir kere sadece müzeler için gitmek istiyorum.

Musée d’Orsay

Notlar:

– Louvre ve d’Orsay müzelerini gezeceklere tavsiyem, internetten araştırıp rehberli turlara katılmaları. İki saat süren bu turlarla en azından gezmesi bir ömür süren bu müzelerdeki en önemli eserleri “kaybolmadan” görebilirler.

Restaurant Georges

– Hem manzarası hem de yemekleri açısından Centre Pompidou’nün üst katındaki “Georges” yorucu bir müze turunun ardından ilaç gibi geliyor. Yaz aylarında rezervasyon yaptırmanız gerekebilir.

– Bir pazar ayinine katılmak ve muhteşem bir kilise orgu dinlemek isterseniz, Église de la Sainte-Trinité hem görkemli hem de ulaşım açısından çok kolay.

– Ohhh Champs-Elysées’yi hızlıca gezin, alışveriş-yemek-içki için asıl Le Marais‘ye gidin. İki öneri: Nedense İngilizce menüsü bulunmayan Les Philosophes tam bir Fransız bistrosu. Kesin kesin kesin gitmeniz gereken La Belle Hortense, hem bar hem de bir kitapçı.

“Paris loves lovers” – Silk Stockings (1957)

– Eğer hava güzelse, marketten 1-2-3 şişe şampanya ve iki plastik bardak alın, Pont des Arts’a gidin ve köprü üstü piknik yapan Fransızlarla kaynaşın.

L’Avenue

– Falafel 🙂 yerine bir akşam da şık bir yerde yemek istiyorsanız, L’Avenue bu iş için çok uygun. Yalnız rezervasyonu mümkünse dışarıya ya da giriş katına yaptırın ki gelen gideni görün. Web sitesindeki tanıtım filmi atmosferi hakkında bir fikir verecektir. Restoran, Mata Hari’nin 1917’de tutuklandığı meşhur Hotel Plaza Anthénée’nin hemen dibinde.

– Öğlen tam bir Parisienne gibi yemek istiyorum diyorsanız, Brasserie Lipp‘e gidin. Şort giymeyin:) ve alta katta oturmak için yaygarayı koparın. Turistleri hep üste atıyorlar, o zaman da filmi kaçırıyorsunuz. Çünkü burada her öğlen, birazdan Yves Montand siparişinizi almak için yanınıza gelecekmiş gibi, “Garson!” filminden sahneler yaşanıyor.

– İstridye, midye veya Fransız usulü pişen etler için 1686’dan beri hizmet veren Le Procope‘u tavsiye edebilirim.

Kong

– Geleneksel Fransız mutfağından sıkıldıysanız, öğle veya akşam yemeği için gidebileceğiniz Kong hem şık hem eğlenceli bir restoran. Phillippe Starck‘ın tasarladığı iç dekorasyonu “Sex and the City“nin Paris bölümlerine bile mekân oldu. Sigara tiryakileri için de bir alan yaratılmış.

Paris metrosu

– Sizce de Paris’te metrolar çooook hızlı gitmiyor mu? Yoksa bizimkiler mi yavaş?:) Metroda hırsızlık olaylarına da ayrıca dikkat! Kısacası ilk bulduğunuz koltuğa oturun, başınızı eğin ve çantanıza sıkıca sarılın:)

Son olarak, eğer Paris’te yaşıyorsanız, metroyu boş verin ve bu arabalardan birini kullanın!