Tag Archives: The Artist

84. Akademi Ödülleri yeni bitti…

27 Şub

Gözümden uyku akarak bu yazıyı yazıyorum 🙂 Ama direniyorum!

Şovu dokuzuncu kere sunan Billy Chystal’ın geçen senekilerden daha iyi olduğunu söyleyebiliriz, ama 1992’de Hannibal Lecter maskesi ile sahneye çıktığı gece ile kıyaslayınca düşük bir performans sergilediği kesin.

Beklendiği gibi The Artist ödülleri topladı.

En iyi elbise adayım: Mercan rengi Louis Vuitton’un içindeki Michelle Williams.

En kötü elbise adayım: Gene ve gene, “her tarafımı göstermezsem olmaz,” diyen Jennifer Lopez.

Kafama takılanlar: Angelina Jolie’nin durmadan ortaya çıkan bacağı, Natalie Portman’ın anlamsız derecede büyük kolyesi, Gwyneth Paltrow’un neden bu kadar güzel olduğu.

En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını üçüncü kere Meryl Streep aldı. Yanlış hatırlamıyorsam yönetmen Mike Nichols, “Meryl sanki bir ampül yutmuş gibi görünür,” demişti. Bu kadının güzelliğini açıklayan daha net bir benzetme olamaz.

and the Oscar goes to…

31 Oca

Her ne kadar kulağa siyah-beyaz çekilmiş sessiz bir film izlemek sıkıcı geliyorsa da ön yargılarınızı bir kenara bırakın. The Artist, son yıllarda seyrettiğim en iyi filmlerden biri. O kadar iyi ki, filmi bitirince oturup baştan bir daha seyrettim.

George Valentin ve Peppy Miller

Neden “sessiz film” denir diye film eleştirmenleri tartışır, ne de olsa tamamen sessiz değiller, çoğu filme bir tür müzik eşlik etmiş. Hatta bazen, film gösterimi esnasında canlı anlatımlar bile olurmuş. Gene de Warner Bros’un çektiği The Jazz Singer (1927), ilk senkronize diyalog ve şarkı içeren uzun metraj film olmasıyla bir gecede değilse bile, önlenemez bir hızla sesli-sessiz film ayrımını başlatmış.

“You and I belong to another era, George. The world is talking now.”

Bu değişimden bütün bir film endüstrisi payını alırken, en büyük etki oyuncular üstünde gerçekleşmiş. Sinema tarihi, sesli filmlere geçiş yapamayan oyuncularla ilgili bir sürü trajik hikâye ile dolu; Greta Garbo’nun büyük aşkı John Gilbert, komedyen Karl Dane, Alman oyuncu Emil Janings… Aslında, sadece anlaşılması zor aksanları veya uyumsuz ses tonları yüzünden kariyerlerinin sona erdiğini söylemek yanlış olur. Buna kişisel problemler, yaş veya şansızlık deyin, bu dönemde beyazperdede birçok starın yerini yeni isimler almış: Greta Garbo, John Barrymore, John Crawford, Bette Davis, William Powell… İşte, “The Artist” de bu dönemi ve sessiz filmlerin yıldızı George ile kendini kanıtlamaya çalışan Peppy’i anlatıyor. Daha fazla yazıp filmin büyüsünü bozmak istemiyorum 🙂

George ve Uggie

“The Artist” ile ilgili birçok eleştiri de yapıldı; başka filmlerden fazlaca esinlenmesi, dönemi çok yüzeysel ele alması gibi. Ama bana göre bunların hiçbiri her gün yeni bir blockbuster’ın vizyona girdiği bu dönemde, filmi baştan sona kadar keyifle, ara ara göz yaşları içinde izlediğim gerçeğini değiştirmiyor. Köpek Uggie’ye de değinmesem olmaz… Artık Akademi’nin filmlerde oynayan hayvanlara ve onların eğitmenlerine de ödül vermesinin vakti gelmedi mi?

Beginners filmindeki Cosmo da kaçırılmaması gereken bir performans sergiliyor. Seyretmediyseniz, tavsiye ederim.

Arthur rolünde Cosmo