Tag Archives: The Cult of Beauty

Bakalım bu kızı hatırlayabilecek misiniz?

9 Şub

Dün bahsettiğim “The Cult of Beauty” sergisinin ne kadar etkileyici, ilham verici, büyüleyici olduğunu bu yazım daha da iyi kanıtlar sanırım.

Londra’daki sergiyi gören Hamish Bowles, döner dönmez Anna Wintour’a her şeyi ballandıra ballandıra anlatmış. Sonuç: Vogue’un Aralık sayısı için şahane Grace Coddington ile beraber buradan aldıkları ilhamla bir moda çekimi gerçekleştirmişler. İrlandalı oyuncu Saoirse Ronan’ın yer aldığı fotoğrafların hepsi birer tablo gibi, kaç zamandır paylaşmak istiyordum. Tam zamanı!

Fotoğraflar: Steven Meisel

Estetik Akım

8 Şub

Reading Aloud, Albert Moore

Geçen sene Victoria&Albert Müzesi’nde “The Cult of Beauty” sergisini görme şansım olmuştu. Daha sonra Paris’te de karşıma çıkmasına rağmen, d’Orsay müzesinin grevde olması sebebiyle maalesef tekrar gezememiştim. Şubat ayında San Francisco’da açılacağını okuyunca, kim biliiiiiir belki İstanbul’a da bir uğrar diye umutlanıp hakkında yazmak istedim 🙂

Sabahın köründe müzenin önünde toplananları hüsrana uğratan açıklama yazısı

1860’larda bir grup bohem sanatçı ve avangart tasarımcı Victoria dönemi İngiltere’sinde sanat ve tasarımın yüzünü değiştirecek büyük bir devrime giriştiler. Aralarında Dante Gabriel Rossetti, William Morris ve Edward Burne-Jone’un olduğu “Estetik Akım”ın kurucuları, sanatta ve hayatta güzelliğin önemini ilan ederek, dönemin giderek artan bayağılığını ve çirkinliğini kınadılar. Özetle, sanatın güzel olmak dışında başka hiçbir amacının olmaması gerektiğini düşünüyorlardı.

Bu ressamlar, seçtikleri modellerle kadın güzelliği ile ilgili tüm klişeleri yıktılar. Rosetti’nin solgun, kızıl saçlı ilham perisi Lizzie Siddal veya Leighton’ın tutkulu, siyah saçlı gözdesi Nanna Risi, alımlı ve zarif İngiliz güllerinden çok farklıydılar. Bu sayede, bizler de Kate Beckinsale, Keira Knightly veya Sienna Miller’a benzemesek bile kendimize özgü bir güzelliğimiz olabileceği avuntusu ile hayatımıza devam ediyoruz desem konunun tamamen dışına mı çıkmış olurum?

Bocca Baciata, Dante Gabriel Rossetti

A Roman Lady (La Nanna), Frederic Leighton

1877’de açılan Grosvenor Galeri, akımın yaygınlığını arttırdı. Galerinin sahipleri Sör Coutts Lindsay ve eşi Blanche, bir sanatçının eserlerinin özel olarak tasarlanmış bir düzenlemede beraber sunulduğunda daha çok takdir göreceğini düşünerek sanatçılara yeni imkânlar tanıdı. Bu kavram, o dönem 1,500’e yakın sanat eseriyle kalabalık, popülist ve bir hayli ticarileşmiş Royal Academy’e tamamen tezat oluşturuyordu.

“Herkese uyacak bir altın kural isterseniz, işte bu: Kullanışlı veya güzel olacağını düşünmediğiniz hiçbir şeyi evinizde bulundurmayın.” William Morris, 1880.

Akımın kurucuları ve takipçileri, resmin dışında, müzik, edebiyat ve fotoğraf gibi alanlarda da eserler verdiler ama sanırım en büyük etkiyi dekoratif sanatlarda gösterdiler. O günlerde, eski mobilyaları toplamak veya Uzak Doğu’dan getirdiklerinizle evinizi süslemek duyulmuş şey değildi. Japon sanatından çokça etkilenen Morris, Rosetti ve yakın arkadaşlarının ilk hedefi; kaba, sıradan ve birbirinin kopyası evlerde fark yaratmaktı.

Bunun için, sandalyelerden masalara tutun da, seramik objelerden duvar kâğıtlarına kadar tasarımlar yaparak, ‘Güzel Ev’ ideali ile Victoria döneminin süslü XIV. ve XV. Louis stilinden uzaklaştılar ve kişisel mekânlar yarattılar. Örneğin, Oxford’da okurken Grosvenor Galeri’de yapılan bir açılışta Estetik Akım’la tanışan ve etkilenen Oscar Wilde, o yıllarda üniversitedeki odasını mavi-beyaz çinilerle döşemiş. İnsan kendi kampus odasını düşününce, neye benzediğini hayal bile edemiyor 🙂

“Tüm çirkinliklerin güzel bir şeyler yapmaya çalışanlar ve tüm güzelliklerin de faydalı bir şeyler yapmaya çalışanlar tarafından yaratıldığını fark ettim.” Oscar Wilde, 1883.

The Beloved, Dante Gabriel Rossetti

Anlatmakla bitecek bir sergi değildi. Merak edenler kesinlikle Victoria&Albert’in internet sitesine göz gezdirmeliler. Tüm görselleri de serginin devasa kitapçığından aldım. Her eve lazım 🙂